BURSA MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ

Bursa Tarihçesi

        Bursa, Anadolu yarımadasının kuzeybatısında, Marmara denizi kıyısından Uludağ eteklerine kadar uzanan zengin coğrafyasıyla tarih öncesi çağlardan günümüze kadar önemini korumuş şehirlerden biridir. Yakın tarihi yazılı ve görsel kaynaklardan iyi bilinen Bursa’nın, son yıllarda arkeoloji biliminin büyük ivme kazanmasıyla kazılarda edinilen yeni bilgilerle uzak geçmişinin sanıldığından daha eski çağlara uzandığı tespit edilmiştir. Bursa’nın coğrafi konumunun Asya ile Avrupa’nın etkileşim alanında olması kültür tarihindeki önemini daha da arttırmaktadır.

        Günümüzden 12.500 ile 6.000 yıl öncesinde insanların küçük topluluklar halinde mağaralara sığınarak yaşadığı orta paleolitik çağa ait izlere Orhaneli İlçesi sınırlarında kalan Şahinkaya Mağarasında rastlanılmıştır. Uzun bir süreci kapsayan bu dönemden sonra Orhangazi İlçesi sınırları içerisindeki Ilıpınar Höyük’te, Yenişehir İlçesi sınırları içerisindeki Barcın Höyük ve Menteşe Höyük ile Nilüfer İlçesi sınırlarında Aktopraklık Höyük’te yapılan ve yapılmakta olan arkeolojik kazılar neticesinde, ilk tarımcıl topluluklara ait köy yerleşimlerine ulaşılmıştır. Bursa’nın prehistorik dönemlerini yansıtan tespiti yapılmış 30’u aşkın höyükte, M.Ö. 8 binlerden M.Ö. 1200’lere kadar kesintisiz iskan izleri bilimsel araştırmalarla doğrulanmıştır.

        M.Ö.1200’lerde Tunç Çağının sona erip Demir Çağının başladığı dönemde Anadolu’da hâkim güç olan Hitit İmparatorluğu’nun yıkılması sonucu oluşan otorite boşluğu Bursa ve çevresini de etkilemiş bölge ard arda istilalara uğramıştır. Balkanlardan Anadolu’ya giren Bithyn ve Thyn gibi akraba topluluklar kendi aralarında birleşerek Bithynia Krallığını kurmuşlardır. Güneyde Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarından başlayan kuzeyde ise Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarına kadar uzanan bölgeye antik çağda bu yüzden Bithynia adı verilmiştir. Bölgenin güneyi ise Mysia Antik Bölgesi içinde kalmaktadır. Antik çağın iki önemli bölgesinde toprakları bulunan Bursa ve çevresi sadece kuzeyden değil güneyden de istilalara uğramış, bu istilalar sonucunda M.Ö. 546 tarihinde Lydia Devletini yıkarak Batı Anadolu’yu ele geçiren Perslerin hâkimiyeti altına girmiştir. Yaklaşık 200 yıl süren Pers egemenliğinden sonra bölge M.Ö. 333 yılında Persleri yenen III. Alexander (Büyük İskender) hâkimiyeti ile tanışmıştır. M.Ö. 30 yılına kadar süren Hellenistik Dönemde I. Nikomedes (M.Ö. 279-250) zamanında bölge Bithynia Krallığına bağlanmıştır. Bursa şehrinin temelini oluşturan antik Prusa kenti Bithynia Krallarından I. Prusias (M.Ö.228-185) döneminde kurulmuştur. Antik çağ yazarlarından Plinius, Prusa kentinin Kartaca Savaşı’nı Roma’ya karşı kaybeden Anibal (Hannibal)’ın I. Prusias’a sığınıp ondan himaye görmesi karşılığında bir şükran ifadesi olarak bu kenti kurdurup, Bithynia Kralı’na ithaf ettiğini söyler. Kent IV. Nikomedes (M.Ö.74)’in vasiyeti üzerine Roma devletine bağlanmıştır. Olympum (Olympos) Tanrıların oturduğu varsayılan dağ olup, Bugünkü Uludağ’ın antik dönemdeki adıdır. Bithynia Bölgesi’nde kral I. Prusias’ın adını taşıyan birkaç şehir olması nedeniyle bu kentin adı Roma çağında, Olympos ile birleştirilerek Prusa ad Olympum olarak anılmıştır.

          Apameia-Myrleia(Mudanya), Kios-Prusias ad Mare (Gemlik), Nikaia(İznik), Miletopolis (Mustafakemalpaşa), Kaisareia Germanika (Uluabat), Apollonia ad Rhyndacum ( Gölyazı), Hadrianoi ad Olympum (Orhaneli) Helenistik ve Roma Döneminde bölgenin önemli antik kentlerindendir.

         Roma Döneminde Prusa ad Olympum olarak isimlendirilen kent, önemini bu çağın sonuna kadar devam ettirmiştir. İmparator Justinianus’un (M.S.527- 565) bugün ki Çekirge Semtini içinde barındıran Pythia’da yeni hamamlar yaptırdığı bilinmektedir. Bursa, Doğu Roma Döneminde de Hristiyanlar için önemli bir bölge olmuştur. Bugün ki Uludağ’ın değişik kısımlarında M.S. 4 yy’dan M.S. 8-11. yy lara kadar 50’yi aşkın kilise ve manastır kurulmuştur. Bu nedenle Uludağ 19. yy sonuna kadar Keşiş Dağı (Oros ton Kalegeron) olarak anılmıştır.

         Evliya Çelebi ilk seyahatini yaptığı şehir olan Bursa’yı Seyahatnamesinde “ Burusa Keşiş Dağı diye anılan dağın eteğinde doğudan batıya doğru uzanan bir memlekettir. Uzunluğu bir, genişliği yarım fersahtır. Daire şeklinde iç kalenin uç tarafını kuşatmış, çevresi on beş adımdır. Duvarları çok yüksek değildir. Kaleler üzerinde toplar ve mazgallar, iç kalede cephane ve top çoktur. Bayramlarda büyük şenlikler olur. Dizdarı ve şehrin altı binin üzerinde bekçisi vardır. Kapılarının bazısı demir kanatlıdır. Her kapının üzerindeki kulelerde mazgal yerleri vardır. Düşman kapı önüne geldiği takdirde bu deliklerden taş ve humbara bırakılır. Bu kalenin içinde devlet adamlarına ve halka ait; mâmur, kat kat eski tarz yirmi üç bin adet evler vardır. Yukarı iç kalede, sur içinde, padişahlara mahsus bir büyük saray olup, içinde üç hamamı, yüz dükkânı vardır. Dar yerde bulunduğundan bahçesi yoktur.” cümleleri ile tarif etmiştir.

         Bursa ve çevresi Osmanlılar tarafından fethedilinceye kadar Doğu Roma hâkimiyetinde kalmış, ancak yöre 1081 yılında Anadolu Selçuklularının egemenliğine geçmiştir. 1081-1097 yılları arasında Bursa’nın kuzey bölümü kısa bir süre Selçuklulara başkentlik yapmış, 1097 yılında haçlı seferleri ile Anadolu Selçuklu hâkimiyeti sona ermiştir. 1204-1261 yılları arasında Nikaia’ya bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdüren Bursa Hisar’dan ibaret bir kent iken Osmanlının hâkimiyeti ile birlikte özellikle ilk 200 yıllık dönemde diğer kentlere göre büyük değişimler göstermiş şehir Hisarın dışında batı ve doğuya doğru genişlemiş ve birçok mimari yapı ile süslenmiştir. Bursa 1335- 1363 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olmuştur.